Saraybosna’da Başçarşı’ya adım attığınız an tuhaf bir şey oluyor: sanki İstanbul’un bir mahallesine ışınlanmışsınız. Cezveyle kahve geliyor, yanında lokum, arka planda ezan sesi. Sonra köşeyi dönüyorsunuz, Avusturya-Macaristan mimarisi başlıyor. Şehir, iki imparatorluğun el sıkıştığı yer.
Latin Köprüsü’nün başında durup “burada bir suikast Birinci Dünya Savaşı’nı başlattı” diye düşünmek garip bir his. Köprünün kendisi mütevazı, taşıdığı tarih ise devasa.
Bir de şu meşhur Boşnak köftesi meselesi var: ćevapi. Somun ekmeği, soğan, köfte. Bu kadar. Ama o “bu kadar”ın peşinden bir hafta koşabilirsiniz. Ben döner döner yedim, pişman değilim.
saraybosna · 6 kare