Katar’a turist olarak gitmedim; değerli dostum Hüseyin’in yanına gittim. Kendisi Doha’da yaşayan başarılı bir mühendis ve iki hafta boyunca hem ev sahibim hem şehir rehberim oldu. Bir şehri otel resepsiyonundan değil de orada yaşayan bir dostun sofrasından tanımak bambaşka bir şey: nereden kahve içilir, hangi saatte nereye gidilmez, hepsi hazır geldi. Sağ olsun, Doha’yı bana turist gibi değil, yerlisi gibi gezdirdi.
Şehirde Türk olmak da ayrı bir avantajmış, bunu yerinde gördüm. Expo fuarını gezerken Türkiye’ye kocaman bir bina ayırdıklarını fark ettim; onca ülkenin arasında böyle yer tahsis etmek bir jest. Zaten sokakta da “Türk müsün?” sorusunun arkasından hep bir sıcaklık geliyor. Katar’da Türklere ayrı bir sempati var; insan gurbette bunu hissedince ister istemez omuzları dikleşiyor.
Doha’da beni en çok düşündüren şeyse şehirde iki ayrı hayatın yan yana akması oldu. Bir yanda bembeyaz kıyafetleriyle yerliler: çoğu uzun boylu, iri yapılı, duruşundan kendinden emin insanlar. Öbür yanda şehri ayakta tutan çalışanlar: Hindistan’dan, Bangladeş’ten, Asya’nın dört bir yanından gelmiş, yerlilere göre daha kısa ve ince insanlar. İnşaatlarda, marketlerde, restoranlarda hep onlar var. Bana asıl dokunan tarafı şu: bu iki kesimin oturduğu kafeler, gezdiği caddeler, hatta alışveriş yaptığı marketler bile birbirinden farklı. Aynı şehirde yaşayıp neredeyse hiç kesişmeyen iki hayat. Yargılamak bana düşmez, sonuçta misafirdim; ama insan gözlemlemeden de edemiyor: şehrin cilası yerlilerin, harcı gurbetçilerin elinden çıkmış.
Sıcak konusuna gelince: Doha’da klima bir konfor değil, hayat destek ünitesi. En sevdiğim gözlem şuydu: insanlar markete girerken arabayı stop ettirmiyor. Motor çalışıyor, klima basıyor, araç kapının önünde bekliyor. İlk gördüğümde “arabayı unutmuş herhalde” dedim; meğer standart prosedürmüş. Kimse de dönüp bakmıyor, çünkü o sıcakta arabaya klimasız binmek bir tür cezalandırma yöntemi.
Bir de drone macerası var tabii. Qanat Quartier’de (hani şu çölün ortasına kurulmuş küçük Venedik’te) sahil o kadar güzeldi ki dayanamayıp drone’u havalandırdım. Yukarıdan on saniyelik görüntü ya aldım ya almadım: üç güvenlik birden belirdi. Meğer Katar’da güvenlik gerçekten yüksekmiş ve drone uçurmak öyle her yerde serbest değilmiş. Tatlı dille, “turistim, bilmiyordum” diyerek paçayı zor kurtardım. Drone o geziden bir daha çantadan çıkmadı; kanalların fotoğrafları da bu yüzden hep yerden çekilmiş vaziyette.
doha · 7 kare
qanat quartier · 3 kare