Batu Caves: 272 basamak, bir dev ve profesyonel hırsızlar

25 Ağustos 2026 #malezya 6 dk

Kuala Lumpur’dan trenle yarım saat: Batu Caves. Daha istasyondan çıkarken olay belli oluyor, çünkü karşınızda 42 metrelik, tepeden tırnağa altın rengi bir heykel duruyor. Bu, Hinduların savaş tanrısı Murugan; dünyadaki en büyük Murugan heykeli de buradaymış. Ben ilk gördüğümde ne yaptım? Ayaklarının dibine oturup fotoğraf çektirdim tabii. Karede gayet sakin görünüyorum ama boynum, heykelin tepesini görme çabasından o gün görev süresini doldurdu.

Gökkuşağına tırmanmak

Heykelin hemen yanından mağaraya çıkan meşhur merdiven başlıyor: 272 basamak ve her basamak ayrı renge boyanmış. Uzaktan bakınca tapınak merdiveni değil de dev bir gökkuşağı kaydırağı gibi duruyor; sanırım dünyanın en çok fotoğraflanan merdivenlerinden biri ve nedenini anlamamak imkânsız.

Çıkışa gelince: 272 rakamı kâğıt üstünde masum görünüyor. Kuala Lumpur neminde, öğlen güneşinde, elimde yarım şişe suyla o merdivende kendimle ilgili bazı gerçeklerle yüzleştim. İlk yüz basamak istekli, ikinci yüz basamak sessiz, son yetmiş iki basamak tamamen manevi güçle çıkılıyor. Yanımdan geçen yaşlı bir amca merdiveni benden hızlı çıktı; kimseye söylemeyin.

Merdivenin gerçek sahipleri

Basamakların asıl kadrosu maymunlar. Batu Caves makakları turist görmüş maymun değil, turist okumuş maymun; kimin elinde yiyecek var, kimin çantasının fermuarı açık, hangi telefon gevşek tutuluyor, hepsinin envanterini çıkarıyorlar. Gözümün önünde bir tanesi, bir turistin elinden koca hindistan cevizini alıp iki basamak yukarıda, göz teması kurarak içmeye başladı. Suç mahallinde delil karartma diye buna denir.

Bir tanesi korkuluğun üstüne, tam yüz hizama oturdu ve beni uzun uzun süzdü. Fotoğrafını çektim; poz verdi, yemin ederim verdi. Sonra çantamda ilgisini çekecek bir şey olmadığına kanaat getirip yeni müşteriye geçti. Kendimi hem rahatlamış hem de tuhaf şekilde yetersiz hissettim.

Mağaranın içi

Son basamağı çıkıp içeri girince nefesim bir kez daha kesildi ama bu sefer merdivenden değil. Batu Caves dev bir kireçtaşı katedrali: tavan onlarca metre yukarıda, tepedeki açıklıktan içeri kolon gibi ışık düşüyor, o ışığın altında da rengârenk bir tapınak kulesi duruyor. Dışarının uğultusu içeride yankıya dönüşüyor; damlayan su sesi, uzaktan bir zil, bir dua mırıltısı.

Mağaranın içinde tapınak fikri bana hâlâ çok ilginç geliyor. Yüz yıldan uzun süredir Hindular burayı kutsal mekân olarak kullanıyor; her yıl Thaipusam festivalinde yüz binlerce kişi o 272 basamağı adak taşıyarak çıkıyormuş. Ben yarım şişe suyla çıkarken zorlandığım merdiveni, insanlar omuzlarında süslü kavadi denen ağır yapılarla çıkıyor. Neden bir ibadet yeri için dağın içini seçmişler, neden ona ulaşmak bu kadar zahmetli olmalı diye düşündüm çıkarken. Acaba mesele tam da o zahmet midir; kolay ulaşılan yere emek, emekle çıkılan yere anlam yüklenmesi mi? Bilmiyorum ama şunu söyleyebilirim: son basamakta hissettiğim şey sadece yorgunluk değildi.

Aklımda kalan

Batu Caves yarım günde gezilen, ücretsiz girilen, KL’den trenle gidilen bir yer; kâğıt üstünde “hafif” bir aktivite. Ama aklımda kocaman kaldı: altın devin gölgesi, gökkuşağı basamaklar, tepeden düşen o ışık kolonu ve hindistan cevizini gözümün içine baka baka içen maymun. Gezi planınızda KL varsa buraya yarım gün ayırın; suyunuzu tam şişe alın ve çantanızın fermuarını kapatın. Gerisini merdiven hallediyor.

yunus@seyir-defteri: ~
seyir-defteri v2.0: statik ama çenesi düşük bir site. 'help' yaz, yolunu bul. ipucu: Tab tamamlar, ↑ geçmişi getirir. kapatmak için: exit ya da Esc
➜~
paylaş
story kartı · 9:16
WhatsApp'ta gönder Telegram'da gönder X'te paylaş