Yazılımcının valizi: 7 kg ile 7 ülke

3 Mayıs 2026 #yol-notu 7 dk

Baştan itiraf edeyim: ben “tatilde asla iş yapmam” diyen gezginlerden değilim. Hiç olmadım. Benim gezilerimde laptop valizin demirbaşıdır; pasaportla aynı gözde durur, ikisi de sınırda benimle geçer. Kuala Lumpur’da otelin balkonunda, karşımda Petronas Kuleleri, dizüstü açık oturduğum bir fotoğraf var; sitede duruyor. Uzun süre o kareyi “yakalanmışım” gibi anlattım. Artık öyle anlatmıyorum çünkü o kare bir kaza değil, benim gezme biçimim.

Hem çalışıp hem gezmek

Kulağa yorucu geliyor, biliyorum. Ama benim için tam tersi çalışıyor. Sabah şehre çıkıyorum: çarşı, pazar, tapınak, köprü, ne varsa. Akşam otele dönünce laptop açılıyor; birkaç saat iş, bazen bir toplantı, bazen sadece maillere bakıp gönül rahatlatma. Uzak Doğu’nun saat farkı burada gizli bir hediye: Bangkok’ta gün batarken Türkiye’de mesai daha yeni kızışıyor. Ben gündüzü şehre, akşamı işe veriyorum ve ikisi birbirinden çalmıyor.

İşin garibi, yolda yazdığım kodu seviyorum. Ortam değişince kafa da değişiyor; iki haftadır bakıp çözemediğim bir problemin cevabı bir kere Johor Bahru’da, sınır kapısından dönüp otele yerleştiğim bir akşam geldi. Belki tesadüf, belki değil. Ama artık zor problemleri valizle birlikte yanımda taşıyorum; bakarsın biri bir sınır kapısında çözülür.

Bunun bir bedeli yok mu? Var tabii. Bazen Marina Bay’de ışık gösterisi izlerken cebinizde telefon titriyor ve ekranda “prod” kelimesini görünce gösterinin büyüsü bir anlığına kayboluyor. Denge tutturamadığım geziler de oldu; şehri değil otel odasının duvarını gezdiğim bir iki gün için hâlâ kendime kızarım. Bu işin dürüst özeti şu: hem çalışıp hem gezmek mümkün, ama ikisini aynı saatte yapmaya kalkarsanız ikisi de olmuyor. Saatleri ayırdığınız sürece sorun yok.

Peki valizde ne var?

Kısıt hâlâ aynı: kabin boyu, 7 kilo civarı. Kural basit: valize giren her şey ya işe yarayacak ya da iki işe yarayacak.

  • Laptop. Tartışmasız. En ağır parça ama gelirini kilosuyla ödüyor.
  • İnce, çabuk kuruyan birkaç tişört. Güneydoğu Asya neminde pamuklu giyen kaybeder; akşam yıka, sabah kuru.
  • Evrensel adaptör ve kısa şarj kablosu. Uzun kablo romantizmi otelde priz yatağın öbür ucundayken bitiyor; kısa kablo ve bir çoklu USB kafası her yerde yetiyor.
  • Powerbank. Bangkok’ta bir gün haritasız ve şarjsız kaldım; o günden beri powerbank benim için aksesuar değil, sigorta.
  • Drone. Balkan turunun yıldızı. Laptopla beraber taşıması cesaret ister, ikisi birden kiloyu zorluyor; ama Belgrad’da Kalemegdan’ın üstünden çektiğim kareler her gramı affettirdi.
  • Bir paket ıslak mendil. Balkan gümrüklerinde geçer akçe olduğunu zor yoldan öğrendim; o hikâye ayrı yazıda duruyor.

Valiz aslında bir tercihler listesi

Yedi ülkeden sonra şunu fark ettim: valiz hazırlamak eşya seçmek değil, hayat tarzı seçmek. “Laptop alayım mı?” sorusunun cevabı aslında “ben nasıl gezmek istiyorum?” sorusunun cevabı. Kimisi işi tamamen kapatıp gidiyor, saygı duyarım; dinlenmenin en saf hali muhtemelen o. Ben ise işi yanımda götürüp yükünü hafifletmeyi seçtim. Böylece “izin bitti, dönmem lazım” baskısı azalıyor; yol uzayabiliyor, gezi takvimle değil, benimle ilerliyor.

Valiz ne kadar hafifse rota o kadar özgür; ama benim valizin en ağır parçası, en çok özgürlük veren parçası çıktı.

Yıllar önce “tatilde kod yazmıyorsan gezginsin, yazıyorsan yazılımcısın, ikisi aynı anda olmaz” diye düşünürdüm. Yanılmışım. Oluyormuş; sabah gezgin, akşam yazılımcı. İkisinin arasında bir yerde de ben varım: balkonda, manzaraya karşı, bir elinde kahve, öbür elinde yarım kalmış bir branch.

yunus@seyir-defteri: ~
seyir-defteri v2.0: statik ama çenesi düşük bir site. 'help' yaz, yolunu bul. ipucu: Tab tamamlar, ↑ geçmişi getirir. kapatmak için: exit ya da Esc
~